zıtlıkların, inadınıza birleşimi.
ve her zaman anlamanızı istediğim kadar derin.

 

vova raşa?: -Adam akıllı düşünmeye başlayalı ne kadar oldu bilmiyorum ama adam...

cancaaz:

-Adam akıllı düşünmeye başlayalı ne kadar oldu bilmiyorum ama adam akıllı düşünememeye başlayalı ne kadar oldu çok iyi biliyorum.

-Gün geçtikçe,ömür eksildikçe,şafak attıkça insanlar biraz daha dolarlar.Kendilerince eksiklerini tamamlamaya çalışır,bildiklerinin,düşündüklerinin,hissettiklerinin…

179.

Görkemli kahkahaların arkasında çoğu zaman derin bir ızdırap saklıdır. Izdırap biraz tırt bir kelime, yerine başka bir laf kullansam mı diye düşünmedim değil. Lakin bulamadım. (Sahi lakin var bir de, o da ayrı bir tırttır. Zira gibi. Ama yok severim ben zirayı. Zira, zira iyidir, olduğunuzdan daha derin gösterir sizi) Acı, keder, mutsuzluk falan diyebilirdim belki ama ızdırap daha bir uygun sanki. Kederli insanlar üzgündür. Mutsuzlar acı çeker. Bir süre. Geçer sonra. Geçmeyen bir ızdıraba sahip insanlar ise çoğu zaman kahkahalarla gülerler. İnsanların içindeyken elbet. Yalnız kaldıklarında ise ne bok yiyeceklerini kimse kestiremez. Izdırap işinde yeni olanlar yalnız kaldıklarında mütemadiyen ağlarlar (Bak işte mütemadiyen var bir de) Eskiler ise genelde bira içerler. Mümkünse kırmızı tuborg, olmadı şişe efes..
ali lidar

GÜN DOĞUMU ŞİİRİ


Sen bir şeysin işte, incesin
Gün aydıransın, yüz güldüren
-İnce belli çay bardağı-
En geniş zamanlarda beraber içilen rakının
ilk yudumusun.
Ses titretensin, hayal kurduran
Uykularını kaybetmiş gözlerimi
En güzel rüyalarla uyutansın..

Bir şeysin işte sen, bir kendine benzeyen
Ay ışığı gibi serin mavi bir ışık
-Yoksul evlerinde kurulan kuzine-
Baharı selamlayan kardelenler gibisin
Koparmak en büyük günah..

Şey gibisin işte şey, tarif edemediğim
Ruh sağaltan, iç gıcıklayan
Ev yapımı şarapsın, içmelere doyulmayan
Boyacı çocukların tırnak aralarına
saklanmış umutsun, ekmek parası kadar aziz.
Heyy ! Sen, gün doğuran
Kutlu olsun gün doğumun..

ali lidar

kendi halime bırakılmam gerek.

tensesi:

kayıp etmek ve kayıp olmak, var olmaktan daha ağır her zaman..

sadece bildiğini kaybedersin..

bilmediğini kaybetmek için önce bulmak zorundasın..

bilip de kaybettiysen ya da ona öğretmeden kayıp olduysan..

yazık..

annemin “yaaappma çocuğumm..” diye diye prizden uzaklaştırmasına inat, çocuk merakıyla bulduğum her çöpü prizin deliklerinden içeri sokardım..
şimdi de hayatı kurcalayıp duruyoruz inadına. her deliğe burnumuzu sokuyoruz, her köşeden dönüp bakıyoruz, her şeyin altını kaldırıp bakıyoruz.. çok da iyi yapıyoruz.
kazanacağımızı düşünürken kaybetmeye odaklı davranıyoruz..

“Koşarak kaçtım güya çocukluğumdan. Büyümeyi öğrenemedim hala..”

“En fenası genç kız denmesi. Nedir ki bu? Ergen bebeyle, yaşlı kadın arası bir şey mi?

Kim demiş hayatın en güzel dönemi diye.

Fenalık geldi trafikten, kantinden ve herkesin bana birşey satmaya çalışmasından.

Aşık olmak acı mı duymak?

Şişmanların hiçbir zaman zayıf olamayacağını bilmek.

Hepimiz internet üzerinde yaşıyorsak; niçin tatiller bu kadar kısa sürüyor?

Okul bitince ne olacak?

Bir daha depresyona girmeyeceğim!

Bir daha kantine gitmeyeceğim!

Bir daha babamla konuşmayacağım!

Bir daha aşık olmayacağım!

Bir daha üniversite sınavına girmeyeceğim!

Bir daha bu mesleği seçmiyeceğim!

Bir daha kimseye onu sevdiğimi söylemiyeceğim!

Bir daha Fecebook’a girmeyeceğim!

Bir daha ayakkabılarımı ödünç vermiyeceğim!

Bir daha sigaraya başlamıyacağım!

Bir daha zayıflamaya kalkışmayacağım!

Bir daha annemin dizisine sarmayacağım!

Bir daha sevmediğim kitapları okumayacağım!

Hiçbir zaman kıskanç olmayacağım!

Hiç evlenmiyeceğim!

Bir daha mitinge gitmeyeceğim!

5 tane çocuk yapacağım!

Bir daha sarhoş olmayacağım!

Hayal kuracağım. Yalnızca hayal kuracağım.

Bir daha onlar ordayken kantine gitmeyeceğim!

Bir daha yapamıyacağım şeyleri hayal etmiyeceğim! “